AŞKIN İKİ PARAGRAFI

 


O günü unutamadım. Tanıştığımız günü. Üniversitenin ilk yılı, danışmanlığını aldığım hoca tarafından odadan kovulmuştum. Ders notlarımı elbette etkileyecekti. Ama korkmuyordum. Yirmi bir, gayesizliğinizi özgürce yaşamanıza imkân veren yaşlardandı. Kampüste yürürken biraz olsun sakinleşebilmeyi diledim.  Günümün berbat geçmesine inat hava ılık bir bahar havasıydı. Ruh halime göre bir yerlere yıldırım düşmesi gerekiyordu. Mümkünse üzerime düşmeliydi. Badem ağaçları ile çevrili yol havai fişek gösterisi sergiliyor gibiydi. Açan badem çiçeklerinin tozpembe renkleri, esen rüzgârla dört bir tarafa savruluyordu. Birkaç tanesi saçlarımla beraber düşlerime karıştı. Yılın en çok bu mevsimini seviyordum. Hayallere dalıp çıkmak daha kolaydı.  

                Yürümek iyi gelmişti. Kendimi şimdi daha iyi hissediyordum. Ne yapacağımı düşünürken uzaklardan bir müziğin sesini duydum. Ayaklarım, dalgaların kıyıya ulaşmasını ister gibi yavaşça o tarafa yöneldi. Sanki hareketsiz okyanusuma biri bir taş atmıştı ve dalgalarım sahilini arıyordu. Öylece karşında durmuş söylediğin şarkıyı dinliyordum. Bu yaşamaktı. Sesini duymuyordum o içime işliyordu. Tüm hücrelerimdeki gen dizilimleri gibi diziliyorlardı. Onları görüyordum. Gözümü kapatsam bile artık görecektim. Bu yüzden sen şarkını bitirdikten sonra, cebimdeki tüm harçlığımı önüne koyup yeniden söylemeni istedim.

En son nakaratını birlikte söylemiştik.

“Ne kadar uzaklara gidersen git sorun değil, yanında olacağım. Her zaman yanı başında olacağım, bu yüzden tutar mısın ellerimden…”

Yorumlar